• BIST 76.031
  • Altın 127,816
  • Dolar 3,3888
  • Euro 3,6457
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara -6 °C
  • İzmir 5 °C

Çocuklar sosyal medyada tehlike altında!

Çocuklar sosyal medyada tehlike altında!
Teknolojik gelişmelerle artan sosyal medya kullanımı ve ailelerin kontrolü dışındaki kullanımların gençler üzerindeki zararlı etkilerini yazar Zekeriya Efiloğlu ile konuştuk...

Teknolojinin sosyal medyayı evlerimize taşımasının ardından aile yapısında önemli problemler de baş göstermeye başladı. Artan boşanma oranları ve "Z kuşağı" olarak tabir edilen gençlerin ihtiyaçları derken sosyal medya suçları da günümüzde büyük sonuçlar doğuruyor. 

Konuya ilişkin haber7.com'a önemli açıklamalar yapan yazar Zekeriya Efiloğlu, aile, kültürel değerler, toplumsal normlar ve günümüz gençlerinin yönelimlerine ilişkin şunları söyledi:

- Toplumsal olarak sosyal medyayı konumlamaya çalışıyoruz. Bu konuda kırmızı çizgi nasıl olmalı?

Türkiye'nin götürülmek istediği AB örneğinden yola çıkarak bunu tanımlayabiliriz. Kedi köpek beslemenin ön plana çıktığı Avrupa toplumunun nüfusunun 2050 yılı itibariyle 60 milyon civarında düşmesi bekleniyor. AB aile yapısının önemini yeni anlayarak, önemli çalışmalar yapmaya başladı. Başının Almanya'nın çektiği AB ülkeleri, nüfusu artırmak için resmi - gayrıresmi her şekilde çocuk yapılmasını destekliyor. Bu nedenle Avrupa’da “babyklappe” denilen “bebek bırakma kutuları” artmaya başladı. Burada hükümet insanlara, her ne şekilde olursa olsun çocuk yapmalarını ve mutlaka bu çocuklara bakılacağını taahhüt ediyor. Avrupa’da yaşlılık sorunu varken, bizde de gençlik sorunu var. 

- 'Genç'lere ilişkin belirgin şikayetler var. Gençleri yönlendiren etmenler sizce neler?

Türkiye’de gençleri yönlendirecek ciddi projelerin üretilmediğini görüyoruz. Benim konu ile ilgili naçizane fikrim, özellikle 2000 – 2010 yılları arasında Türkiye’de yayınlanan diziler işlenen temalardır. 

Bu süreçten öncesine baktığımızda, yayınlanan dizilerde aile ve aileyi bir arada tutma teması varken bugün yayınlanan dizilere baktığımızda ise bireyselcilik, tekçilik, bencilliğin nasıl arttığını siz de gözlemleyebilirsiniz. Aşk ve sevgi adına her şey yapılabilirken, aynı evde nikahsız yaşanmanın özendirilmesi, evlenmeden çocuk sahibi olmanın meşru kılınmasıı, aşkın ve sevginin yok olduktan sonra başka kişilerde tatmin edilmesinin önünü açan bir takım yaklaşımların, subliminal mesajların ve algı yönetiminin arttığını gözlemleyebilirsiniz. Bu yalnızca dizilerden değil, sosyal medyadan, kitaplardan da desteklenen mesajlar üstelik. 

Çocuklar sosyal medyada tehlike altında!
- "Subliminal mesaj"lar gençlere nasıl ulaştırılıyor?

Son yıllarda gelişmiş ülkeler, savunmaya ya da silaha yatırım yapmıyor. Bu ülkeler, subliminal mesajların önemini kavradı. Bu nedenler, en büyük yatırımı bu mesajları yayabilecekleri sosyal platformlara yapıyorlar. Onlar şu an sosyal medya tugayları kuruyorlar, Facebook ajanları oluşturuyorlar ve Twitter askerleri yetiştiriyorlar. Bu yöntem, aslında ilk Hitler’in keşfederek yaptığı uygulamadır. Şu anda çekirdek aile dediğimiz yapı, “mikro aile”lere dönüştü. Bu mikro aileler, telefonun içerisinden her şeyi konuşmayı meşru, mübah ve doğru olarak adlandırılan aile yapısını meydana getirdi. Bu aile yapısı maalesef bizde de mevcut.  

SEVİMLİ KELİMELERLE GENÇLİĞİ HEDEF ALIYORLAR

Son iki yılın öncesinde gümrüksüz olarak Türkiye’de kullanılan oyunlar aracılığı ile, namaza kaldıramadığımız, annesinin sofraya getiremediği çocuklarımız, sabahın bir vakti kalkarak hayvanlarını yemliyor, askerlerini dizayn ediyor ve kendi dünyasının düzenliyordu. Aynı gençliğe, kitap okuma ya da sosyalleşme adı altında da bir şeyler sunmaya başladılar. 

Adı, Instagram, Snapchat, Periscope gibi programların özellikle çocuklarımızı elimizden biraz daha uzaklaştırdığımızı göremez olduk. Eskiden, her teknolojik yenilik bizi hayata biraz daha iyi hazırlardı. Şu an yapılan yenilikler ise, hem çocuklarımızı hem de bizleri biraz daha bizden uzaklaştırarak bireyselleştirerek bencil ve kıymet bilmez hale dönüştürüyor. Sevimli kelimelerle gençlerimizi hedef almaya başladılar. 

Çocuklarımızın televizyon ve sosyal medya vasıtasıyla dokuz yaşından itibaren kullanmaya başladıkları aşk gibi, sevgi gibi kavramları daha doğru öğretmemiz gerekiyor. Kitaplarımda özellikle gençlik ve okul dizilerinin sirayet ettiği bugünün gençlerini arkadan gelerek nasıl toparlamamız gerektiği üzerinde duruyorum. 

Çocuklar sosyal medyada tehlike altında!

- Peki ya kitaplar...

Bu ülkede kitap okuyan kesimin yüzde 80’ini kadınlar oluşturuyor. Bu bayanların yüzde 80’i de 9 yaşı ile 25 yaş arasında. Erkekler neredeyse hiç kitap okumuyor. Erkeklerin okuduğu ilgi alanı da çok farklı. Bu nedenle, birçok şey de bayanları hedef alarak yapılıyor. 

Özellikle az önce bahsettiğim wetpet gibi kitap okuma programı, ağzımıza almaktan bile haya edeceğimiz kadar konuşulmayacak şeyleri pervasızca çocuklara sunuyor. Aslında, burada çocuklarımızın okuduğu kitap değil aslında burada bizim canımıza okuyorlar, farkında değiliz. 

İbn-i Haldun’un güzel bir sözü vardır; ‘Önce yanlışı bilmek gerek’ der. Biz ise şu an çocuklarımıza önce yanlışı öğretiyoruz, sonra da nasıl toparlarız diye çalışıyoruz. 

Çocuklar sosyal medyada tehlike altında!
YASAKLAMAK YA DA KALDIRMAK ÇÖZÜM DEĞİL

- Ailelere özel konferanslar ile sosyal medya ve kitaplara ilişkin bilgi veriyorsunuz. Ailelere tavsiyeleriniz neler?

Bizim, bütün ailelerimizin internet kullanımını bizzat öğrenmesi gerekiyor. İnterneti ya da sosyal medya kullanımını bilmeyen ailelerin, çocuklarının ‘mikro aile’sinin bulunduğu telefonu ile ne yaptığını da anlama şansı yok ki. Çocuklarımız kendi dünyalarına çekildiklerinde, ‘canlı yayın’da neler yapıyorlar, sosyal medya arkadaşları aracılığı ile hangi ortamlara giriyorlar ya da hangi yasa dışı işlere bulaşıyorlar bizim bunları internet bilmeden anlama şansımız da yok.  Yasaklamak ya da kaldırmak bir çözüm değil. Çocuklarımıza özellikle etki eden bu dünyanın içerisinde iyi ve kötüyü ayırt etmek için nasıl mücadele edeceklerini çocuklarımıza öğretmemiz gerekir. 

Bizler çocuklarımız için aracılık görevimizi bile yapmıyoruz. Onlara doğruyu yanlışı ayırt etmelerini sağlayacak bilgiyi vermek şöyle dursun; ‘nasılsın?’ diye sormuyoruz bile. Oysa, ödev yapması için odasına gönderdiğimiz çocuklarımıza sosyal ağlardan bir günde binlerce bildirim geliyor. Bu nedenle bizim de tek tek bütün sosyal ağlar hakkında çocuklarımıza ‘nedir’ ve ‘hangi amaca hizmet eder’ bunları öğretmemiz gerekiyor. 

Bu gençliğe verilen ismi, “Z” gençlik! Bu gençliğe konuşarak değil, dokunarak ve duygularını okşayarak iyiyi ve güzeli anlatmalıyız. Çünkü gittikçe, ailesinin, annesinin babasının ve bu ülkede on beş yıldır yapılan çalışmaların kıymetini bilmeyen bir nesil yetişiyor. Siz bu gençliğe doğru manada yaklaşmaz, o gençleri de elinizden kaçırırsanız ne olacak bu işin sonu? Sayın Cumhurbaşkanımızın özellikle 15 Temmuz’dan önce gençlere yönelik çalışmalara ilişkin ciddi bir yaklaşım sergilediğini biliyoruz. 

Çocuklar sosyal medyada tehlike altında!

- Ailelerin birçoğunun da parçalandığını görüyoruz. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Son dönem araştırmalarla kadınların çok konuştuğu, erkeklerin hiç dinlemediği mesajı veriliyor. Hatta bunun üzerinden kadınların günlük beş bin kelime konuştuğu, gün içerisinde bunu dolduramazsa akşam eşinin başının etini yiyeceği anlatılıyor. Oysa hiçbir araştırmada, Türk toplumunun üç yüz ya da beş yüz kelimeden fazla konuştuğunu sonucuna rastlanmamıştır. Türkiye’de yapılan araştırmalarda, eğitim almamış bir kitle 250-500 kelime arası, eğitim almış kitle ise 1000-1500 kelime arasında konuştuğu belirlenmişken, kadınlarımızı sürekli konuşan, erkeklerimizi de onların dertlerini anlamayan olarak konumlandırdılar. 

EZBER BOZAN CÜMLELER

Ben de diyorum ki; Kadınlar çok konuşmazlar, aslında siz eksik bıraktığınız için tamamlarlar. Kadınlar fazla dır dır etmezler, aslında siz söz verdiklerinizi zamanında yapmadığınız için söylenirler. Kadınlar fazla istekte bulunmazlar, sadece siz isteklerini ve ihtiyaçlarını anlamadığınız için bu şekilde davranırlar. 

Bu tanımla ile doğru kodlamayı yaptığınız zaman ailelere verdiğiniz mesaj da bir anda değişiyor. ‘Evlilik aşkı öldürüyor’ diyenlere, ‘Aşk evlenince başlar’ diyorum. Diyorlar ki “İlk görüşte aşk vardır” ben de diyorum ki, “İlk görüşte aşk yoktur. Aşk tanıdıkça şekillenen, tanıdıkça büyüyen bir duygunun adıdır. Ama ilk görüşte heves, etkilenme vardır.” 

Toplumda domino etkisi yapan bu tanımlamaları ben yeniden formatladım. En güzel aşk tanımının, Peygamber Efendimiz’e hitaben ‘Sen olmasaydın ben bu kainatı yaratmazdım’ nidâsı olduğunu söylüyorum. Aileler, kültüre değerler ve aile yapısı dediğimiz değerler olmadığı müddetçe bu toplumun ayakta kalması mümkün değil. 

Kaynak: Haber Kaynağı
Bu haber toplam 117 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 365 Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.